Fehmi Koru: Peker, Yakut ve Yeşildağ videolarıyla zihinlerin bulandığı ortam hepimizi etkiliyor

Fehmi Koru*

Dün yazdım: İktidarların kullanabileceği imkanlar, fırsatlar ve verebileceği umutlar ile muhalefet yarışamaz. Cumhur İttifakı’nın kalabalığı daha fazla idiyse buna şaşırmam.

Ben hala bir gün önceki muhalif kalabalığın seçim sonucuna dair daha önemli bir mesaj teşkil ettiği kanaatindeyim.

İktidarlar gider ayak kalabalıklara daha çok önem veriyorlar.

Örneğini dün yine burada vermiştim: Tek partili dönemin sonunu getiren 70 küsur yıl önceki 14 Mayıs 1950 seçiminin öncesinde, CHP’nin düzenlediği İstanbul mitinginde, partinin il başkanı da olan İstanbul valisi Fahrettin Kerim Gökay, lideri Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye, müthiş kalabalığı göstererek “İşte Paşam İstanbul” diyerek övünmüştü.

DP’nin İstanbul mitingi heyecan vericiydi ama valinin övünmesi doğruydu; DP’nin mitingi CHP’ninki kadar kalabalık değildi.

O seçimi hem İstanbul hem de Türkiye genelinde kaybetti dönemin iktidarı CHP; seçimi kazanan, kitlelerini “Yeter, söz milletindir” sloganıyla heyecanlandıran rakibi DP oldu.

İstanbul mitingleri olaysız geçti de Erzurum’da olana ne diyeceğiz?

Millet İttifakı adına düzenlenen mitinge katılan İstanbul’un belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’na reva görülen muamele, otobüsünün taşlanması, katılımcılara saldırılması olacak şeyler değil. Emniyet güçleri gelişmeleri izlemek yerine önceden alınan tedbirlerle taşkınlıkların önüne geçmeli, olaylar meydana geldiğinde de müdahale etmeliydi.

Valinin tuhaf açıklamalarına diyecek söz bulamıyorum.

İktidarın küçük ortağı MHP’nin liderinin meydanlarda söylediği içinde ‘mermi’ sözcüğü geçen cümle akılda tutulduğunda, Erzurum’daki olayın kansız geçmesine sevinebiliriz bile.

Geçmiş deneyimler, mitinglere yönelik barışçı olmayan davranışların, yapanlara, yapıldığında müdahale etmeyenlere ve olan-biteni hafife alıp saldırılara maruz kalanları suçlayanlara yarar getirmediğinin kanıtı.

İktidar seçim sonrasında yerinde kalacaksa da konumunu kaybedecekse de, bu süreç, barışçı havaya halel getirilmeden gerçekleştirilmeli. İktidar yerini korumayı başarırsa yönetilemez bir ülkeyle karşı karşıya kalabilir; muhalefete düştüğünde ise bu defa derdini anlatmakta zorlanabilir.

Umarım, Erzurum’da olan Erzurum’da kalır, başka yerlerde de tekrarlanmaz.

İktidar cephesi şu sırada daha ciddi bir sorunla karşı karşıya. Vaktiyle kendisine yakın olmuş, yan yana bulunmuş, yardımlarını görmüş veya yardımlarına koşmuş bazıları, o konumlarında elde ettikleri bilgileri veya içinde yer aldıklarını ileri sürdükleri operasyonları, şu günlerde kamuoyuyla paylaşmaktalar.

Sedat Peker’le başlayan sürece son haftalarda Muhammed Yakut ve Ali Yeşildağ da katıldı.

Peker YouTube videoları ile yola çıkmıştı, diğerleri de aynı yolda.

Videoların her biri milyonlarca kişi tarafından izleniyor.

İktidarın bu gelişmeye karşı tavrı, yayına erişimi engellemekle sınırlı kalıyor. Sedat Peker artık videolarını yayınlayamaz halde, diğer ikisinin de videoları yayınlandıktan kısa süre sonra erişilemez oluyor.

Videolardaki iddialar için harekete de geçilmiyor.

İzleyenler açısından iddialar kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor.

İhbarcı mı, itirafçı mı bu kişiler?

Hiçbiri değil. Değil, çünkü ülkemizde bu tür durumlar için düşünülmüş ve uygulamaya konulmuş bir hukuki zemin bulunmuyor.

Geçmişte siyasi tarihimize ‘İSKİ skandalı’ olarak geçen bir gelişme yaşanmış ve konu yargıya intikal etmişti; ancak o durumda savcılar kendiliğinden harekete geçtiklerinden kamuoyu olaydan haberdar olabilmiş, basın da konunun üzerine gidebilmişti.

Savcılar harekete geçmeyince iddialar iddia olarak kalmayı sürdürüyor günümüzde.

Kafa karışıklığına yol açan da bu durum.

ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde, içinde bulundukları ortamlarda suç işlendiğine vakıf olan, yapılan yanlışlıkların kamu çıkarına aykırı olduğunu gözlemleyen kişilerin, bildiklerini paylaşmaları teşvik ediliyor.

‘Whisleblower’ deniliyor o tür kişilere ve kendilerine koruma zırhı sağlanıyor.

Oralarda suç örgütleri içerisinde yer almış, kendisi de suça bulaşmış, hatta ortaya çıktığında cezalandırılmasını gerektirecek suçlar işlemiş kişiler, örgütün çökertilmesi ve örgüt lider kadrosu ile üyelerinin ortaya çıkartılıp cezalandırılmalarına yardım etmeleri karşılığında koruma altına alınabiliyor.

Yeni bir kimlikle hayatlarını sürdürmelerine müsaade ediliyor o kişilerin…

Bizde böyle bir hukuki çerçeve bulunmadığı veya var olan çerçeve çeşitli sebeplerle kullanılmadığı için, suçlar veya kamu çıkarına aykırı yanlışlıklar üzerine gidilemiyor.

Şimdilerde kamuoyunu meşgul eden çıkışlar, siyasi içerikli oldukları ve genellikle mevcut iktidarla ilgili iddialarla sınırlı bulundukları için ilgi çekiyor; ancak her ortaya atılan iddia düzeyinde kalıyor ve konular herhangi bir sonuca ulaşmıyor.

Ne kadar kötü.

Bu tür iddialı çıkışlarla yalnızca iktidar -haklı veya haksız- yıpranmıyor, siyaset de siyasi yapı da yıpranmadan nasibini alıyor.

Yargının devreye girmesi için ise iktidar değişikliği gerekiyor.

Seçime kısa süre kala ortalığa dökülen videolar, ne kadar erişime kapatılmak istenirse istensin, bir yolu bulunup meraklılara ulaştığı gibi, erişim yasağına takılanlar da, gerçeklikleri sınanmamış iddialardan fısıltı gazetesi yoluyla haberdar oluyorlar.

Bu arada seçmenlerin durumunu düşünüyorum: Kimi öğrendiklerinden etkilenip oyunu değiştirecek kimi de öğrendikleri kendisini rahatsız ettiği halde oyunu eskiden nasıl kullanıyorsa yine aynı yönde kullanacak.

İnsanlar iki duruma da düşürülmemeli. Hukuk herkese lazım.

*Bu yazı fehmikoru.com adresinden aynen alınmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir